20 Aralık 2014 Cumartesi

                                  Vatan Şairi Nazım Hikmet 
    Gizli bir kutudur Nazım Hikmet. Şiirlerinden anlarsınız , öğrenirsiniz onu. Yani ben onu şiirleri ile tanıdım. Benim gözümde Nazım Hikmet tam bir edebiyat zengini. Siyasetten, maddiyattan yoksun. Duygusal şairimiz bizim.Hayatı boyunca değişik şeyler yaşamış bir adam. Mesela '' orduyu ve donanmayı isyana teşvik '' suçundan yirmi sekiz yıl dört ay hapis cezasına mahkum edilip , on iki yıl sonra çıkan bir af yasasından yararlanarak serbest bırakılmış bir adam. 
    Seyahat etmeyi seven biri o. Ölümüne kadar birçok ülkeye seyahat etmiş, konferanslar vermiş, şiirlerini okumuş. Bu seyahatlerin bir etkeni de Nazım Hikmet 'in Moskova'da Novodeviçiy Mezarlığında olmasıdır. 
    Nazım Hikmet edebiyatın yanı sıra tiyetro ve sinema ile de ilgilenmiş. Pek çok filmin senaryolarını yazmış, çekimlerine katkıda bulunmuş. Ama her nedense ülkemizde değeri pek bilinmemiş. Yapıtları 1938 yılından 1965 yılına kadar ülkemizde yasaklanmış. 
Genellikle şiirlerinde egemenlik, hürriyet, özgürlük, vatan sevgisi ve maddiyata karşı düşünceli biri olarak karşımıza çıkar Nazım Hikmet. Batılaşmanın , gelişmiş ülkelere olan hayranlığımızın kötü etkilerinden bahsetmiş bir şiirinde :
       '' Siz ter ter tepiniyorsunuz.
        ' Bizde atom bombası var ' diyorsunuz.
        ' Ondan bizde de var. ' deniyor size.
        ' Ama ' diyorsunuz, ' Bizde hidrojenlisi de var. '
        ' Ondan da var bizde. ' deniyor size.
        ' Ama ' diyorsunuz, ' Bizde ' diyorsunuz.
        Boşuna nefes tüketiyorsunuz.
        Sizde, onda ne varsa deniyor size.
        Burada bizde de var ondan.
        Hem de şu farkla ki :
        ' Sizde üniformanın içinde : asker,
        ' Bizde üniformanın içinde : insan.
    Şu son iki dize çok şey anlatıyor bence. Günümüzde de öyle değil mi ? Herkes resmi, herkes ciddi, Buzdolabı gibi soğuk herkes. Komedyenlerin bile yayına takım elbise ile çıkılması isteniyor bu ülkede. Çok resmi...
     Çok saçma bu bence. Çok sıcak, samimi, bir yayın olsun diyorlar. Ondan ziyade herkes birbirine karşı sıcak olsun diyorlar , ama sözde tabi bunların hepsi. Bir şiirinde daha çok güzel bir yere değinmiş:
       '' Dünyada kiracı gibi değil,
          Yazlığına gelmiş gibi değil,
          Yaşa Dünya'da babanın eviymiş gibi... ''
Doğru, çok doğru. Dünya 'da kiracıyız ama bunu düşünerek sürekli bir iş için uğraşıp resmi bir insan, duygularını kaybetmiş bir insan olursak , eğlenmeyi bilmezsek Nazım Hikmet'in dediği gibi yazlığına gelmiş gibi yabancılık çekerek yaşarız bu dünyada. 
    Dedim ya Nazım Hikmet vatan sevgisini işler genelde şiirlerinde, vatan şairi diye. İşte o şiirlerinden biri :
       '' Sen şimdi yalnız saçımın akında ,
          Alnımın çizgilerindesin memleketim ,
          Memleketim, memleketim...
    Bu çok güzel bir şey. Vatanına sevgisinin bir şiire dökülebilecek kadar çok olması. Keşke Türklerin hepsi böyle düşünse. Şu Amerika' ya , İngiltere' ye yahut herhangi bir '' X '' ülkesine, oranın yakışıklı sanatçılarına hayran olmakla Türk olunmuyor. Nazım Hikmet de ;Paris 'i çok seviyordu ama bu, içindeki vatan sevgisine engel değildi hiçbir zaman. Türk olmak Türkiye 'nin bir Konya Mevlana Türbesi 'ni , bir Ankara Anıtkabir 'ini , bir Şanlıurfa Balıklı Gölü' nü görmeden, oraları ziyaret etmeden gidip de '' - Ben New York' a , ben Paris' e gitmek istiyorum. '' demek olmamalı. Türk olmak tam bir vatan aşığı olmak olmalıdır, ''NAZIM HİKMET'' gibi. 
    Nazım Hikmet'in '' Yeni Şiirler '' adlı kitabından çıkardıklarım bunlar. Onun genelde ele aldığı konular ve kitaptan alıntılarla karaladım bir şeyler. Nazım Hikmet' i anlamak için , başta söylediğim gibi , böyle sayfalarca yazılmış biyografiler okumak yerine kendi şiirlerini okumak daha , hatta çok çok etkilidir. Nazım Hikmet kendini şiirlerinde anlatır. Şiirlerinde her şey apaçıktır. Ben bu yazıyı yazarken sadece kitabını okudum. Size de tavsiye ederim. Hem Nazım Hikmet' i okumayı hem de diğer şairleri. Ama biyografilerle değil, şiirleriyle tanıyın, anlayın şairleri...
            
Gömülü resim için kalıcı bağlantı

6 Aralık 2014 Cumartesi

HİTİTLER

  İzlediğim müze ziyaretçisi programının konusu Hititler 'di. Arkadan güzel bir fon müziği ve anlatıcının tok ve gür sesi benim dikkatimi ve ilgimi olumlu yönde etkiledi.İşte aklımda kalanlar :
  Hititlerin tarihi Anadolu 'ya ait yazılı tarihinde başlangıcıymış. Anadolu bereketli bir coğrafya.İnsanoğlunun uygarlık serüveninde pek çok ilki gerçekleştirdiği , üzerinde yaşadığımız , yurt edindiğimiz yer. Bronz çağının sonlarında , günümüzden yaklaşık dört bin beş yüz yıl önce bu toprakların orta ve kuzey kesimleri Hatti ülkesi olarak tanımlanıyormuş.Onlardan yazılı olarak ilk söz edenler ise Akadlar 'mış. Hatti ülkesi bu dönemde ilk Avrupa kökenli dil konuşan savaşçı kavimlerin göçüne sahne olmuş. Bu kavimler aşiretlere bölünmüşler fakat yine de toplu olarak '' Hititler '' adını almışlar. Hititler'in Anadolu' ya nereden geldikleri bugün hala tartışma konusuymuş.Hititler , yerli halkla kaynaşıp Hatti ülkesinde bulunan beylikleri ele geçirmişler. Kendi dillerini konuşsalar da bu bölgedeki Hatti kültürünü benimsemişler. Hatti beylikleri Anadolu'nun zengin olanaklarını kullanmışlar. Örneğin; maden işçileri ve ustaları yetiştirmek. Bu Hattiler 'e askeri ve siyasi yönden büyük bir güç kazandırmış. Onları '' Hitit Beylikleri '' adıyla anılacak kent devletlerine dönüştürmüş.. 
   Arkeolojik kazılar sonucu bu dönemdeki adının '' ARİNNA '' olduğu düşünülen Alacahöyük Hititler'in tarih sahnesine çıkarken siyasi merkez olarak kullandıkları yerleşimlerin başında geliyormuş. Güneş Tanrıçası Arinna'nın adını taşıdığı için önemli bir dini merkez olduğu da varsayılan Alacahöyük , aslında pek çok açıdan Anadolu'nun yerel kültürü olan Hatti kültürünü temsil ediyormuş. 
   Alacahöyük , Çorum'a bağlı Alaca kasabasında yer alıyor. 1835 yılında keşfedilen ve 1935 yılından itibaren düzenli olarak arkeolojik kazılar gören Alacahöyük , en görkemli dönemini Bronz Çağı başlarında yaşamış. 
    Benim bu programda beğenimi toplayan bir şey var. Bu şey Atatürk'ün kişisel mali desteğiyle Alacahöyük kazılarına destek olması. Bu çok sağduyulu bir davranış. Ben olsam aynı şeyi yapardım diye düşünüyorum. Çünkü hayatımda her zaman tarihini bilmeyen birinin geleceğinin de olamayacağını düşünmüşümdür. Atatürk'ün bu davranışı Cumhuriyet'in ilk dönemlerinde arkeolojiye karşı büyük heyecan duyulmasına neden olmuştur. Çünkü bu kazı evresinde ortaya çıkarılan ve Hatti Beyleri'ne ait olduğu düşünülen on üç mezarda Anadolu tarihinin çok önemli bir sürecini anlatan buluntular ele geçirilmiştir. Bunlar günümüzden yaklaşık dört bin yıl önce Anadolu'da maden işleme sanatının dünyanın diğer bölgelerine göre daha ileri düzeyde olduğunu gösteren eser ve objelermiş. Bu eşyalar arasında güneş kursları,kutsal hayvan heykelcikleri,süs ve aksesuar nitelikli eşyalar, altın taçlar,kemer tokaları,taslar ,vazolar ve savaş aletleri varmış.
    Hititler'in yemek menüsünde günümüzden o kadar da ilginç yemekler yokmuş. Hitit tabletlerine bakılarak söylenilene göre Hititler'in yemekleri arasında et-kebap, sebze,çörek,börek varmış. Ayrıca sandviç benzeri ekmek arası et veya sebze de tercihler arasındaymış.  
    Hititler'in Hattuşa 'da otuza yakın tapınakları varmış.Hititler'in teknik becerileri yüksekmiş. Yollar,tapınaklar,baraj ve havuzlar yaparlarmış.
    Milattan önce on üçüncü yüzyıl başlarında Hititler ile Mısırlılar arasında ''Kadeş Savaşı '' yaşanmış ve ardından '' Kadeş Antlaşması '' imzalanmış. Bunun yazılı kanıtı ise Hattuşa'da bulunan kil tabletlermiş. 1906 yılında yapılan kazılar sonucu bulunmuş. Bu kil tablet günümüzde  İstanbul Arkeoloji Müzesi 'nin Eski Şark Eserleri bölümünde sergileniyor.
    Ben tarihi programları çok severim. İzlemekten ve kendimce yorumlamaktan büyük bir haz duyarım. Ben '' Müze Ziyaretçisi '' programını kendimce böyle yorumladım. Bu arada Hititler hakkında birçok şey öğrendim.