25 Nisan 2015 Cumartesi

ARKADAŞLARIMLA BİR GÜNÜM VE SİNEMA MACERAM Sinema... Her zaman görsel aktiviteler ilgimi çekmiştir. Bu bir günüm hem sinema hem arkadaşlarım aracılığıyla çok zevkli geçti. O günü yaşamak için sabırsızlandığımı söylemeliyim. O huzurun bana verdiği rahatlığı anlatamam. Şimdi size o huzur dolu günümü anlatayım. Cumartesi günü günün erken saatlerinde uyandım ve hazırlanmaya başladım. Arada aksilik çıkmasın diye de heyecanımı yatıştırmaya çalışan annemle konuşuyordum. Nihayet hazırlandım ve yola çıktım. yol boyunca hayal kurdum ve öylece vardım oraya. Arkadaşlarım da biraz sonra geldiler ve maroton başladı.İlk başta sinema biletlerimizi aldık ve seans saatine kadar oyalandık. Bir korku filmine gidecektik ve ben korku filmlerinden ya da korku dolu her türlü şeyden nefret ederdim. Ama ilk defa isteyerek bu filmi izleyecektim. Arkadaşlarım için ... Seans saatine yaklaşırken biz de yavaş yavaş toparlandık. Film başladığında çok eğlenceliydik. Korkmayız diye birbirimizle eğleniyorduk. Korku filmi türk yapımı olduğunu pek belli etmedi. Yani türk korku filmlerine nazaran o kadar da kötü değildi. Filmden sonra mülakaşa yaparak gezmeye başladık. Bir '' PET SHOP '' gördük ve oradaki hayvanları seyre daldık. Saatin ilerlediğini görünce hızlıca yemek yemeye karar verdik. Karnımız aç değildi ve tatlıyla geçiştirebileceğimiz kanısına vardık ve waffle aklımıza geldi. Daha önce hepimiz waffle ' ı çok duymuş ve görmüş ama hiçbirimiz de yememiştik. İlklerimizi yaşayacaktık. Hep beraber... Neyse waffle siparişimizi verdik ve beklemeye başladık. Hepimiz merak ediyorduk nasıl bir tatlı gelecek önümüze diye. Biz böyle düşünürken tatlılar geldi ve görüntüsüyle bizi bizden aldı, götürdü. Tadına baktık ve gerçekten merakımıza değdiğini öğrendik. Waffle yedikten sonra biraz daha gezdik parfüm ve bileklik mağazalarında kendimizi kaybettik ve zamanı da bu arada. Evet, zaman epey geç olmuştu ve eve gitmemiz gerektiğini söyleyen ışık beynimizde yandı. Bu doğru bir karardı. Ama belki biraz ısrar edersek ailelerimiz tölerans gösterebilirlerdi bize. Ve öyle de oldu. Biz de bu zamanımızı resim yapan çocukları izlemekle geçirdik. Bu çok keyifliydi. Şeker bir kızın resim yaparken gösterdiği hassasiyet ve o huzur ve mutluluk dolu mimikleri gerçekten güzeldi ve biz o kızı izlemekten kendimizi alıkoyamadık. Benim sinema maceram ve arkadaşlarımla geçen sinema maceram çok keyif vericiydi. ben kaliteli zman geçirmenin zamanı kullanabilmenin önemini şimdi anladım.

5 Nisan 2015 Pazar

Benim Temizlik Maceram Annemin tüm tereddütlerine rağmen bugün evde temizliği ben yaptım. Tabi yanımda sürekli bana direktif veren annem de vardı. Ama başardım diyebilirim. Evi idare etmek ve her gün bu işleri yapmak gerçekten yorucuymuş. Başta annem olmak üzere tüm ev kadınlarına hak veriyorum : Gerçekten bir şirkette çalışan birinden daha çok yoruluyorsunuz. Bunu bugün açıkça öğrendim. Bir de benim yaptığım sadece bir kısmıydı. Yemek ve şu yaramaz çocukları saymıyorum bile. Neyse ilk başta bir yarım saat kadar annemden neler yapacağımı öğrendim. Beni o kadar da cahil sanmayın annemin bütün temizliği bana yaptırmayacağını bildiğim için neler yapabileceğimi öğrendim. Daha sonra malzemeleri getirdim ve camları silmeyle işe başladım. Evimiz dördüncü katta olduğundan camların dışını silerken annemden yardım aldığımı söylemeden geçemeyeceğim. Yükseklik fobim yok ama ne kadar da olmasa insan bir ürküyor ne bileyim. Camlar bittikten sonra süpürme işlemine geçtim. Evi süpürdüm ama hala kollarımın acıdığını hissettiğimi söylemeliyim. Süpürgenin gücü bana galip geldi. Bir şey dikkatimi çekti evi süpürürken. Ben ne kadar gücümü kullanırsam o kadar zorlanıyorum. Anneme sorduğumda çok fazla efor sarfetmeden ileri geri hareket ettirmemi söyledi. Her işte bir püf noktası oluyor ya süpürgenin de püf noktası buymuş. Bu temizliğin de bir sırası varmış. Bana kalsa ben toz almayla başlardım en kolayı o olduğundan fakat süpürgeden çıkan tozlarla toz aldığım yerler tekrar kirlenirmiş. Tabii ben bunları bilmiyorum. Anne tecrübesi diye boşuna dememişler. Neyse ben öğrendiklerimle yola devam ettim. Yerleri silmem gerekiyormuş. Bir kovaya su ve sabun karışımı yaptım ve silmeye başladım. Çok sulu silmemem gerektiğini biliyordum iyice sıkmaya çalıştım ve sildim. Aslında abartıyorum biraz o kadar da zorlanmadım. Cam silme dışında tabii. Yerleri de sildim kardeşlerimin benimle alay etmelerini de kendi içimde yedirmeye çalışarak. Sıra toz almaya gelmişti. Odamdaki ranzanın raflarından başlayarak tozları aldım. Pek sevmezdim toz almayı ama bu içlerinde en kolayı olduğu gerçeğini değiştirmezdi. Anneme sıradakine geçelim dediğimde bittiğini söylediği an bir huzur kapladı içimi. Tamam anneme yardım etmek güzel ama bu işi pek sevmiyorum. Hele de her gün yapmak galiba biraz zor benim için. Ama yine de boş ve sıkıntıyla geçen bir pazar günü olmadığı için her ne kadar da sevmesem de mutluyum.

17 Mart 2015 Salı

Benim Çocukluk Hatıralarım Benim çocukluğum resimlerde görüldüğü gibi şeker gibi mutlu ve sevinçli geçmedi. Benim hatırlayamayacağım bir yaşta babam hastaymış ve benim evimde her zaman bir karanlık vardı. Hatırladığım tek şey ikinci kez nükseden o illet geldiğinde ikinci sınıfta olduğum ve okulumdan arkadaşlarımdan uzak kalarak akrabalarımın yanında babamı beklediğimdi. Keşke bu fotoğraflardaki gibi olsaydı her şey. Sadece benim değil keşke '' HERKESİN '' zor dönemlerden geçmemesinin bir yolu olsaydı. Ama bu yazı çok karamsar olsun istemiyorum. Bu yüzden geri kalanını benim güzel çocukluk hatıralarımdan - az olsa da - anlatayım. Ben her zaman ailenin ilgisinin üzerinde olduğu ve her hareketimin komik bulunduğu sevimli üyesiymişim. Çok inatçı bir çocukluğun ardından bu inatçılığın dozu azaldı ve vazgeçmeme, pes etmeme haline geldi. Bu övündüğüm bir şey. Benim çocukluğum yolculuklarla ve sürekli okul sahnelerinde geçmiş. Yolculuk kısmında; biz Ankaralıyız ve babam memeleketine aşık bir insan. Boş bulduğumuz her tatilde Ankara'ya giderdik. Çocukluğum tatillerde köyde veya Ankara'nın semtlerindeki o güzel yeşilliklerde geçti. Okul sahneleri kısmında ise; neden bilmiyorum ama öğretmenler tarafından sevilen öğrenciydim ve benim sevmediğim bir hocam bile bana karşı sempatisini gizleyemiyordu ve benim başarısız olduğum bir alan bile olsa - mesela dans gibi - ben sahnede bir şekilde bütün gösterilere katılıyordum . Benim çocukluğum keşkelerle ve hayal kırıklığıyla geçti ama ben klişelerle dolu bir çocukluk geçirmedim. Her şeye rağmen çocukluğumu bir daha yaşama şansım olsa sağlık dışında aynı geçirirdim . Fotoğrafların içinde iki fotoğrafta aynı kıyafetler var ve ben bunu açıklamak istedim: Küçüklükten bu yana eğer bana hediye geldiyse ve ben o hediyeyi çok sevdiysem onu sürekli yanımda taşırım. O Mavi takım da bana babamın hediyesiydi ve ben o kıyafeti anneme yıkatıp yıkatıp tekrar giyiyodum. Bu takıntı hala bende var ve mesela Mustafa Ceceli ile ilgili her şeyi bir dosyada yanımda taşıyorum. Ya da günlüğümü yanımda taşıyorum. Şimdi keşke çocukluğuma gitsem diyorum ama benim genç olduğum zamanda çocuk olmak istiyorum . Şimdi bakıyorum da bu zamanda yaşamak varmış be ! Herkes onca zorluğa rağmen tutunacak bir yer buluyor. Çocuklar daha mutlu artık. Her şeyden habersiz. Dünya' da olup bitenlerden. Resimlerden birinde dediğim gibi dans etmişim ve annem bir poz almış. Halk oyununu çok severim. Hala oynayabiliyor muyum bilmiyorum ama o resimdeki halk oyunu karografimiz hala aklımda. Benim çocukluğumdan gelen bir husus daha var. Ben bana yapılan iyiliği asla unutmam. Yani detaycıyımdır. Tabi birinin özellikleriyle dedikodu yaparak değil. Ben çocukluğumdan edindiğim ne varsa onlarla hayatımı geçirdim bugüne kadar. Bundan sonra da öyle geçireceğim. İnşallah değerlerimi unutmam ve nankörlük etmem.

28 Şubat 2015 Cumartesi

Orataokul Öğretmenlerime Ziyaret Maalesef bilgisayarımda sorun var ve zor da olsa telefonun o eşsiz klavyesiyle yazmaya çalışıyorum.En üstteki fotoğrafta gördüğünüz sekizinci sınıfta tanıştığım inkılap öğretmenim. Çok canayakın ve komik biridir. Bu yüzden sevdiğim ve özlediğim öğretmenlerim arasında.Tarihi ve geçmişi bana sevdiren odur. Şu kabusumuz TEOG sınavına hazırlanırken bile bizi güldürmeyi başarırdı. Yeni öğretmen liğine ve meslekteki tecrübesizliğine ragmen çok sakin ve istikrarlıydı. Bu oma saygı duymak için sıralayabileceğim sebeplerden biri. Derslerde bazen yorulduk. Bazem istekli bir şekilde derse geldik ama her iki durumda da bize ayak uydurmayı başardı. Okulda sevilen bir öğrenciydim. Matematikte iyi olmadığım için derse ilgim kötü olsa bile matematik öüretmenim tarafından sevilmem bunu kanıtlıyordu. Hafta sonu okulda kurs olduğunu biliyordum. Haftasonu okula gittiğimde birden Murat Hocamla karşılaştım ve onu ziyarete gelmeme ragmen ummadık bir anda kariıma çıkınca dondum kaldım. Bana anılarımı anımsattı onu görmek. Bu arada o da beni görmüş ve selam vermişti. Ben de kendimi toparlayıp selam verdim vve sohbet ettik. Bana lisenin zor ama hayatımın en güzel dönemleri olduüunu söyledi. Baktım sohbet uzuyor diğer öğretmenimin etüt merkezindeki dersinin bitme saatinin yaklaitığını farkettiğimi söyleyip okuldan çıktım. Etüt merkezi bir bilemedin iki kilometre uzaklıktaydı. Yetişmek için hızlı yürüyordum. Yetişemesemde bir şey olmazdı,  önceden watsapptan haber vermişti.  Beni bekleyecepini söylemişti. Ben böyle düşünürken varmıştım etüt merkezine.Yetişmiştim. Dersin bitmesine on dakika vardı. Ben de bu arada soluk soluğa kaldığım için dinlenme fırsatını yakalamıştım. İkinci fotoğrafta gördüğünüzde üç yıl boyunca sınıf ve türkçe öğretmenimdi. Karma olmasına ve benim başka sınıfa düşmeme rağmen "Ben kızımı bırakmam. " diyip başka sınıfa gitmemi engelleyen, çok sevdiğim ve ilerde onun gibi bir öğretmen olmak istediğim, yran olduğum kişi. Lisede de talihsizlik olup meslek lisesine yerleştirildiğimde ve tercihler sırasında da beni bırakmamış, yanımda olmuştu. O zorlu dönemde ailemden sonra beni motive eden ve bende kendini gördüğüni söylemişti. Benim gözümde Mahir Hocam ideallerimin ilham kaynağıdı. Yanına gittiğimde  beni sıcak bir gülümsemeyle karşıladı. Ben önemli bir şey olmadığını ayaküstü konuiabileceğimizi söylememe rağmen sonunda bir odaya geçmiştik. Edebiyat proje ödevim için geldiğimi biliyordu. Hemen ardım edebileceğini söyledi. Blog azarlığı yaptığımı ve sadece bu hafyaki konum için fotoğrafa bir de viraz sohbete ihtiyacım olduğunu söyleyince, " Vayy, kızım beni geçmiş, bir de yazar olmuş. " dedi. Ben kızardığımı hissedebiliyordum. Ben sürekli övülmekten hoşlanmazdım. Maalesef Mahir Hocam beni fazlasıyla tanıyor ve bu ayrıntıyı biliyordu. O gün fazlasıyla duygusallaşmıştım. Arkadaşlarım ve öğretmenlerimle görüşüyorduk ama ben yinede okul sıralarında olduğum günleri özlüyordum. O cumartesi günü çok iyi bir hatıra olarak kalacaktı. Ben böyle eskileri hatırlamayı çok seviyordum.

10 Şubat 2015 Salı

KÜRESEL ISINMA
      Sizce nedir küresel ısınma? Herkesin bunun ciddi bir konu olduğunu bildiği fakat nedense engellemeye bile çalışmadığı dünyamıza zarar veren şey? Neden yaşadığı evreni kendine bir bataklığa çevirir insan? Aslında herkes küresel ısınmanın kendimize ve çevremize zarar verdiğini bilmesine rağmen niçin hala harekete geçmediklerini anlayamıyorum.
      Bence, insanların yaptığı hatalar sonucunda dünya yüzeyinin sıcaklığının artmasıdır küresel ısınma. İnsanların bu konuda olan az bilgisi! bunu nezaketen söylüyorum, çoğu kişinin hiçbir bilgisi yok! yol açıyor küresel ısınmaya. Aslında insanların yaptığı birçok şey yüzünden bugün biz bu haldeyiz. Her geçen gün yeryüzünün sıcaklığı artıyor. Birilerinin artık bu duruma dur demesi lazım. En başta da yeni neslin. Geleceğin yetişkinlerinin küresel ısınmaya dur demesi gerekirken gençler de tam tersine doğaya zarar veriyorlar.
      Örneğin şu ormanlarımızın, ağaçlarımızın içine yapılan betonarmeler. Ormanlarımızın, ağaçlarımızın yok olması demek oksijenimizin yok olması demek. İnsanların diktiği kat kat binalar bizim oksijen ihtiyacımızı sağlıyor mu? Sonra o fabrika atıkları. Madem bir fabrikan var, karbondioksiti havaya yeterince veriyorsun, bari doğaya zarar verme de atıklarınla insanları zehirleme. Görüyorsunuz ormanlarımızın arasına beton yapılar dikiliyor, oksijenimiz azalıyor. Bu yetmezmiş gibi bir de fabrikatörler doğaya zarar veriyor. İşte bu sıcaklığın artmasının sebebi bütün bunlar.
      Eğer biz bunların önüne geçmezsek bu dünyada yaşayamayız. Kutuplardaki buzullar erir. Buzullar erirse orada yaşayan canlılar tehlikeye gire. Dünyada kara sayımız azalır. Seller ve kasırgalar meydana gelir. Sellerin ve kasırgaların sonucunda nüfusumuz azalır. Yaşadığımız yer adeta bir çöplük haline gelir. Hiç kimse böyle bir dünyada yaşamak istemez değil mi? Herkesin bu soruya evet diyeceğini biliyorum. Peki daha temiz, sağlıklı bir dünyada ‘’ Yaşamak ‘’ için niçin bir şey yapmıyoruz?
      Aşırı sıcaklar yüzünden artık yazın dışarı çıkamaz olduk. Yazın çok sıcak olmasında bir gariplik yok fakat kışlarımızda gereğinden fazla sıcak oluyor. Küresel ısınmanın etkisiyle kuraklık artıyor, iklimlerimizin zamanları değişiyor. İnsanlar kurak bölgede yaşayamadıkları için göç ediyorlar. Hayvanların döngüsü zarar görüyor.
      Sonuçta bu dünya bizim, burayı biz yaşatacağız. Allah’ın bize verdiği bir güzellik bu dünya. Bir düşünsenize diğer gezegenlerde hayat yokken sadece bir gezegende hayat olması çok düşük bir ihtimal. Biz de Allah’ın bize verdiği güzelliği diğer gezegenler ile aynı duruma getirmeyelim. Yaşamımızdan hiçbir zaman vazgeçmeyelim. Bu küresel ısınma denen, bize zarar veren şeyi, durdurmak için çevremizi kirletmemeli, çevremizdeki çöpleri, doğada uzun bir süre yok olmayan geri dönüşüm malzemelerini geri dönüşüme yollayarak ve çevremizdeki herkesin doğaya gönülden değer vermesi ve bu konu hakkındaki çalışmalara katılmasını sağlayabiliriz. Küresel ısınmanın bize ve çevremize zarar vermesini engellemek istiyorsak doğaya karşı daha duyarlı olmalıyız. Aksi takdirde küresel ısınmanın beraberinde getirdiği birçok hastalıktan birine sahip olabiliriz. Hastalıklı bir dünya istemeyiz değil mi?



VAZGEÇMEK
      Hayatımızda silgi ile sildiğimiz ya da beyaz bir perde kadar görmediğimiz olaylar sık sık tekrarlar. Bunların altından gelebileceğini düşünen azimli insanlar kaybetmekten korkmaz. Elde etmek istediği bir şeyi kazanmak için bazı şeyleri kaybetmesi, gözden çıkarması gerektiğini bilir. Ne var ki azimli olamayan kişiler hayatta hiçbir zaman kazanamaz.
      Örneğin; bebekler küçükken gerçekten çok gayretlidirler. Yetişkinlerin yapamadığı gayreti gösterirler. Yürüme çağına gelirken sürekli emekleyerek çalışırlar. En sonunda vazgeçmedikleri için yürürler.
      Bence azmin başarıyla birleştiği bir örneği çok yakınımızda görüyoruz. Bu örnek öğretmenlerimiz. Çünkü başarılı oldukları kadar azimliler de. Zaten böyle olmasaydı bizi eğitebilecek kapasitede de olamazlardı.
      Aslında istediğimiz, uğruna kazanmak için savaştığımız şeyleri günlük hayatımızda biraz daha geri planda tutabiliriz.
      Örneğin; ‘’ Gümüş Patenler ‘’ kitabını duymuşsunuzdur. Hikâyede iki fakir çocuğun tek isteği vardır: ‘’ Bir zamanlar olan paralarını, paten kaymayı ve trafik kazasında zihniyetini kaybeden babalarını geri kazanmak. ‘’ Ama onlar hiçbir zaman vazgeçmiyorlar. Bir yandan çalışıp bir yandan öğrenimlerine devam ediyorlar. Anneleri ile hayata tutunmaya çalışıyorlar. Sonunda hem çok sevdikleri pateni yeniden kayıyorlar hem babalarına hem de paralarına kavuşuyorlar. Hiçbir şeyden korkmayıp başarıya ulaşan bu iki çocuk bu hikâyede cesaretlerini, başarılarını ve vazgeçmeme duygularını ortaya koyuyorlar.
      Kaybetmekten korkan insanlar hiçbir zaman başarıya ulaşamazlar. Kazanmanın formülünü çözemezlerse mutlu olamazlar. Ya da formülü bulsalar da ilk denemede başarısız olunca pes ederlerse hem başarıya hem mutluluğa ulaşamazlar. Bu da her insanın istemeyeceği bir durumdur.




 BAĞIŞLAYAN MİLLETİMİZ
      Çanakkale Savaşı’nın tarihi belirlendiği sıralarda Seyit Onbaşı karmaşık duygular içerisindeydi. Bütün askerler soğuktan tir tir titrerken Seyit Onbaşı soğuğu aldırmıyor, sadece Çanakkale Savaşı’nın sonucunu merak edercesine düşünüyordu. O sırada Ali Çavuş geldi. ‘’Seyit Onbaşı anandan bir mektup var, buyur al. ‘’ dedi. Mektupta şunlar yazıyordu:
                                                                                                                                      10.03.1915
Benim kınalı kuzum Seyit;
Seni o kadar çok özledim ki anlatamam. Sana bir kazak ördüm. Yün ipinden. Cephe şimdi soğuk olur üşütme, hastalanma. Duydum ki Çanakkale Savaşı’na bütün ordu katılacakmışsınız. Ben seni oraya vatanın için savaş, gerekirse şehit ol diye gönderdim. Senin vatanını ne kadar sevdiğini çok iyi bilirim. Vatanın senin için her şeyden önemli.  Şimdilik bu kadar yazıyorum. Ama şunu iyi bil ki şehit olursan hiç üzülmeyeceğim. Tam tersine seninle daha çok gururlanacağım. Kendine iyi bak oğlum.
                                                                                                                                               ANAN…
      Seyit bunları okuduktan sonra çok duygulandı ve kendini tutamadı, ağladı, ağladı. Çavuş tekrar geldi. Orada bulunan askerlere:
     ‘’ – Komutan sizleri çağırıyor, haydi gelin. ‘’ dedi. Seyit ve diğer askerler hemen gitti. Komutan:
      ‘’ Büyük bir taarruz öncesi çok sıkıntıdayız. Asker eksiğimiz var. Bunun için bir çare bulamadık. Sizin görüşleriniz nedir ? Söyleyin bakalım. ‘’
dedi. Seyit hemen atladı:
‘’ – Köylerde birçok kişi var, onlar da isterlerse buraya gelebilirler. ‘’
dedi.  Komutan bu fikri beğendi. Hemen yakın köylere haber saldı. Birçok yaşı gelmemiş genç şehit olmak için gönüllüydü..Komutan, o küçücük çocukların gözlerindeki parıldayan ışığı gördü ve hepsine birer birer teşekkür etti. Savaş günü geldi çattı. 18 Mart sabahı bütün hazırlıklar bitmişti. Tabi askerlerin su ve yiyecek ihtiyacını saymazsak. Seyit anasına son mektuptan sonra bir mektup göndermişti. Anasından yiyecek ve su istemişti. Anası 14-15 yaşlarındaki iki çocuktan harp yerine bu azıkları götürmesini istedi. Çocuklar ‘’ ÇANAKKALE ‘’ sözünü duyduktan sonra hemen yola koyuldular. Çocuklar harp yerine vardığında saat öğlen on iki sularıydı. Anası .çocuklara Seyit Onbaşı’yı bulmalarını söylemiş ve ardından yiyecekleri ona vermelerini söylemişti.Çocuklar bir iki askere sorduktan sonra Seyit’i buldular. Seyit:
‘’ – Ne işiniz var burada, sizi kim neden gönderdi? ‘’ dedi. Çocuklardan biri:
‘’ – Anneniz bu azıkları tüm askerlere gönderdi. ‘’ diyerek askerlere baktı. O sıralarda Çanakkale’nin çevre köylerinde kıtlık yaşanıyordu. Seyit çocuklara sordu:
‘’ – Siz ne zamandır yemek yemiyorsunuz? ‘’ dedi. Çocuklar başları önde:
‘’ – Beş günden beri sadece su içiyoruz. ‘’ diyerek sızlandılar. Seyit:
‘’ – Biz yemek istemeyiz. Biz buraya vatanı kurtarmak, sizin gibi çocukların aç kalmaması hatta okuması için geldik. Siz açken biz bu yemekleri yemeyiz.’’    diyerek sözünü bitirdi. Çocuklar üstelediler ama Seyit kabul etmedi. Bu arada komutan olayı görmüştü. Söze girdi:
‘’ – Çocuklar o zaman siz azığın istediğiniz kadarını yiyin. Gerisi buradakilere kalsın. Azığımızı paylaşalım. ‘’ dedi. Seyit buna hayır diyemedi. Çünkü o da gerçekten çok açtı. Çocuklar kaç gündür yemek yememenin verdiği acı ve hüzün ile azığın bir bölümünü yediler. Komutan Seyit’in bu merhamet ve sevgi dolu davranışını bir kez daha kutlamak istedi. Bunu tüm askerlere hitap ederek söyledi:
‘’ – Askerlerim, bu milletin Seyit Onbaşı gibi askerleri oldukça başı önde hiç eğik gezmeyecektir. Bu millet sizin gibi merhametli,saygılı,sevgili insanlar ile barındıkça her savaşı, her taarruzu kazanırız. Hiç kimse bizim kültürümüzü, bayrağımızı, bağımsızlığımızı ve özgürlüğümüzü ayaklar altına alamaz. Yani askerlerim, Çanakkale bir destan olacak. Adımızı tarihe altın harflerle yazdıracağız. Bu millet birbirine tutundukça çok mutlu olur. Ama gelecek nesil bunu bozarsa üzüntüler bize geri döner.’’
Çocuklar askerlere şöyle dedi:
‘’ – Siz bize yemeğinizi verdiniz. Artık bizim can dostumuzsunuz. ‘’
Seyit Onbaşı bu sözlerin karşılığında:
‘’ – Siz zahmet verip bize yiyecek getirdiniz. Biz de sizinle yiyeceğimizi paylaştık. ‘’ dedi.
Çocuklar teşekkürler yağdırarak köylerine döndüler. Seyit Onbaşı ve daha nice asker savaşa gitti. Bu savaşı Türk askeri başarıyla sonuçlandırdı. Zor oldu evet, ama ümit yitirmedik. Hiçbir zaman vazgeçmedik. Türk milleti düşmanı affetti. Onlara kendileri gibi davranmadı. Onlar bize acımadı ama biz onlara acıdık. Bunu yüreğimizde hali hazırda bulunan merhametimizle yaptık.


Not : 6.sınıfta yazmıştım :)