BENİM GÖZÜMDEN İLLET KİTABI :)
ROMANIN ADI : İLLETROMANIN YAZARI : SERDAR YILDIZROMANIN BASILDIĞI YER VE TARİH : TOPKAPI /İSTANBUL 1. BASIM KASIM 2013 2. BASIM EYLÜL 2014
ROMANIN ÖZETİ
ROMANIN ADI : İLLETROMANIN YAZARI : SERDAR YILDIZROMANIN BASILDIĞI YER VE TARİH : TOPKAPI /İSTANBUL 1. BASIM KASIM 2013 2. BASIM EYLÜL 2014
ROMANIN ÖZETİ
Babasının ölümünden sonra kendini toparlayamayan Okan bir de babasının ona bıraktığı sırlarla
dolu mektupları çözmeye çalışıyordu.
Mektupları gelişigüzel okuduğundan işin ciddiyetini anlamadığı için ilk
başlarda fazla önemsemiyordu. Ama babasının verdiği adamın adresine iş ortağı “
EMRE NARLI “ sayesinde gidince olayların
ciddi olduğunu anlamıştı ve bu yüzden her gece kabuslarla uyanıyordu. Babasının
verdiği isim “ BEKÇİ FETİH FENERCİ “ idi. Adresine gittiğinde acı gerçekle
karşılaştı. Fetih Fenerci sadece beş gün önce ölmüştü. Ondan geriye dört sayfa
veri ve oğlu Uluç kalmıştı ona yardım edebilecek. Uluç bir psikiyatrdı. Ama
ilerleyen dakikalarda onun dıştan psikiyatrdan çok bir deli gibi durduğunu
düşünüyordu. Ahşaptan evde yağmur daha ürkütücüydü ve bu durum Okan’ın bilinç
altında daha çok gerginlik yaratıyordu.
Uluç ona bir çay ikram etti ve konuşmaya başladılar. Uluç babasının
ölümünü henüz sindirememiş görünüyordu. Uluç kaç gündür uyumamanın verdiği yorgunlukla arada dinlenerek anlatmaya devam
ediyordu. Uluç Fetih Fenerci’den kalan o fotoğrafı Okan’a göstererek neresi olduğunu merak edip etmediğini
yokladı. Okan hayır anlamanda başını salladığında resimde babalarının durdukları yerin
Kızkulesi’nin Güney cephesi olduğunu söyledi. Uluç bir anlık sessizlikten sonra
babasını anlattı Okan’a.
Yetmiş beş yaşında, sık sık hasta olmayan bir ihtiyar
olduğunu annesinin ölümünden sonra her şeyi boşladığını, son bir aydır sürekli
ölümden bahsettiğini söyledi. Okan mesleğini sordu. Yaklaşık on beş yıldır
emekli olduğunu ama öncesinde Kız Kulesi’nde bekçi olduğunu, otuz yıl kadar
orada çalıştığını söyledi. Bir de babasının Faruk Doğa’yı bulması gerektiğini
söylediğini de eklemişti. Uluç daha
fazla dayanamayıp uyuyakaldığında Okan da fırsattan istifade şu dört sayfalık
verileri en önemlisi de şu gazete kupürünü almayı düşündü. Bunu kendine
yediremediği için sadece verilerin fotoğrafını çekti ama gazeteyi alması
gerekiyordu ve aldı. Uluç uyanmadan konuşma arasında elinin gittiği çekmeceye
baktı ve bir CD buldu. Onu da cebine attı ve gizemlerle dolu evden çıktı.
Dışarıda caddeden aşağı sahile doğru yürüyüp Hasköy Parkı’ndan bir taksiye
binip evinin yolunu tuttu. Nişanlısı Senem çalışmaktan yorulmuş salonda
uyuyakalmıştı. Okan’ın tıkırtısıyla uyandı ve uyku mahmurluğuyla görüşmenin
nasıl geçtiğini sordu. Okan da adamın öldüğünü sadece oğlu ile görüşebildiğini
söyledi. Kendi kabusları yüzünden gece Senem’inde uykusuz kaldığını düşününce
arkadaşı Defne’nin yanında kalması gerektiğini öne sürdü.Senem, Emre’den haberi
olup olmadığını sorunca Okan Fetih Fenerci’ye giderken bindiği vapurda
aradığını küçük bir gıda zehirlenmesi yüzünden hastanede olduğunu söyledi.
Okan’ın aklına şu gazete haberi geldi ve Senem’e Fransızca bilen birini tanıyıp
tanımadığını sordu. Senem öğretim görevlisi olarak çalıştığı üniversitede bölüm başkanının
doktora yapmak için Fransa’ya gittiğini ve az çok bildiğini söyledi. Ertesi gün
çeviri için üniversiteye gittiğinde Senem ile bölüm başkanı Elif Dağ arasında resmiyet olmadığını
gördü ve rahatladı. Elif Dağ ile birlikte bir yemek eşliğinde çeviri yapıldı .
Gazete haberinde İstanbul’da Esrarengiz bir ölümden
bahsediyordu.İstanbul’da 1893 yılındaki kolera salgını yüzünden yardım amaçlı
Pasteur Enstitüsü’nden gelen bir doktorun o zaman rutin muayeneler için
kullanılan Kız Kulesi’ne yapılan bir sandal yolculuğu sırasında boğularak
öldüğü belirtilmiş ve en ilginç olanı da sandalda ondan başka doktorun
olmamasıydı. Okan okudukları karşısında donup kalmıştı. Kendine gelerek kağıdı
katlayıp cebine koydu. Biraz daha kızların sohbetine katıldı. Fakülteden
çıkışta Senem eve gidip dinlenmesini söyledi.Ama Okan Emre’yi ziyaret etmek istiyordu ve öyle yaptı
hastaneye vardığında Emre’yi değil kardeşi Eray’ı gördü. Ateşi yükseldiği için
Emre’yi başka bir odaya nakletmişlerdi. Müşaade altında kalması gerekiyordu.
Oradan ayrılarak Emre ve kendine ait olan fotoğraf stüdyosuna gitti. İçeri
girdiğinde onu bekleyen birinin olduğunu gördü. Adamı tanıyamamıştı. Adama bunu
söyledi adam isminin MAHİR KAYALI olduğunu söyleyerek kendini tanıttı. Okan
anımsamıştı. Bir emlakçı, yani ağzı iyi laf yapan seneler önce bir iki kere
karşılaştığı aile dostu sayılabilecek bir adamdı. Ben bunları düşünürken adam
baş sağlığı için geldiğini söyledi. Adam ağzındaki baklayı tutamadı ve
Okanların Sapanca’daki evlerini satın almak istediğini söyledi. Okan da sırları
bulmak için babasının yaşadığı eve ihtiyacı olduğu için satmak istemediğini
söyledi ve adam üstelemedi, gitti.
Okan Madam Sari’yi bulmak için Çanakkale’ye gitmeliydi ve
gitti de. Bütün gece konuştular ve yeni bilgiler öğrendi. Bu sırada Uluç,
Nermin Pak ve Andre dedikleri ressam İstanbul’da kolera yüzünden karantinaya
alınan Kız Kulesi’ne girmişlerdi. Okan o gece İstanbul’a döndü ve onları Kız
Kulesi’ne sokmayı başaran Erkan komiserde soluğu aldı. Onunla birlikte ertesi
gün Kız Kulesi’ne girdiler ama oradaki adamlar onları yakaladılar. Sonunda
Madam Sari ve Okan’ın vazgeçmemesiyle birlikte Uluç, Andre ve Erkan ölmüş olsa da oradaki adamlardan
kurtuldular. Oradakilerden biri Mahir Kayalı diğeri de Andre’nin abisi Marc
Mirador idi. İkisi de öldüler. Sonunda o gizemli Kız Kulesi resmi ve LACH
Soleil denen koleraya ve insanların ölümüne sebep olan örgüt temizlenmişti. Bu
arada Okan abisi Gökhan’ın babasının hırsı yüzünden Sapanca’da değil de
Çanakkale’de öldüğünü ve Uluç’un gerçek babasının Marc Mirador denen iğrenç bir
insan olduğunu öğrendi. Kız Kulesi bu olaydan sonra tekrar faaliyete
geçti.Orada hasta olduğu söylenerek yarısından fazlası ölen insanlardan haber
çıkmadı. Ya gazetecilere anlatarak olayları tekrar yaşmak istemediklerinden ya
da olaylar saklandı. Bu arada Okan ve Senem ayrılma kararı verdiler ve Senem
İzmir’e döndü. Nermin Hanım’la Okan arkadaşça hala görüşüyorlar. Bir de artık
hiç kimse artık Kız Kulesi ve Kolera’dan konuşmak istemiyor. Maalesef Okan’ın iş ortağı Emre Narlı koleradan
kurtulmuştu ama psikilojik olarak kötü olduğundan kendini dördüncü kattan aşağı
attı. Yaşıyor ama felç kalmış. Okan
artık vapurun o sis düdüğünü duyduğunda kulaklarını kapıyor. Çünkü Kız
Kulesi’nin sahip olduğu birçok sırrıyla yalnızlığına ortak olduğu için utanç
duyuyor ve o günleri hatırlamak dahi istemiyor.
Okan
daha geniş bir araştırmaya başladı. Hele de o gazete haberi ve Uluç’tan aldığı
CD ‘yi dinledikten sonra. Babasının ölüm nedeninin gıda zehirlenmesine bağlı
kalp krizi olduğunu öğrendiği vakit bu
arada da iş ortağı Emre‘nin en son 1893 yılında meydana gelen kolera
hastalığına tutulduğunu öğrendi. Artık kafasında bir şeyler belirmeye
başlamıştı. En son 1893 yılında kaybolup gitmiş kolera günümüzde yine ortaya
çıkmıştı. Bu arada komşusu Çetin Ermiş’ten yardım alıyordu. Adam dünyada bir
asır devirmiş, bilgili bir adamdı. Ona 1893 salgını ve daha neler neler
anlatmıştı. Okan kendi de bu salgını araştırdı. Bu arada bir profesörden –
NERMİN Pak’tan – yardım aldı. Profesörle ilk konuşmalarından sonra evine
giderken yolda kaza olduğu için geç gitmişti ve apartmanın önünde polisleri ve
sonrasında Çetin Ermiş’in öldürüldüğünü öğrendi. Onunla en son konuşan Okan
olduğundan baş komiser Erkan Yener onun ifadesini aldı. Bu olaydan çok geçmeden
Sapanca’daki evlerine bakması için görevlendirildiği adam Salih – aslında adı
YASİN AKGÖL imiş. – ‘in öldürüldüğünü ve hatta Çetin Ermiş gibi aynı
eziyetlerle öldürüldüğü bulgularına ulaşıldı. Okan bu olaylarla artık sırların
aralanmasını istiyordu. Uluç’un evine gitti. Uluç evde değildi. Bir komşusuyla
tanıştı. Adı Mehmet Sarı. Adamdan Uluç’un Fransa’ya gittiğini ve Fetih
Fenerci’nin onun gerçek babası olmadığını öğrendi. Sapanca’daki cinayetle
ilgilenen komiser NİHAT Anar’dan ERKAN
Yener’e haber gelmiş ve cinayetlerin şu Okan’ın çocukluk arkadaşı BATUR KORU ‘da kesiştiğini
söylemişti. Ertesi gece yapılan operasyonda Okan çocukluk arkadaşını vurmuştu.
Çünkü Okan onu vurmasa arkadaşı onu vuracaktı.Erkan Batur’un dükkanında bazı
ipuçları bulduğunu belirtti. Bir liste vardı. Bu listede Fetih Fenerci, Faruk
Doğa, Çetin Ermiş, Yasin Akgöl,Okan Doğa ve Madam Sari yazıyordu. Ölenlerin
ismi çizilmişti.
ROMANIN KAHRAMANLARI
ASIL KAHRAMANLAR
OKAN DOĞA
Otuzlu yaşlarda, yeşil gözlü, kumral ve boyu 180
boylarında.Yükseköğrenimini babasının isteği üzerine Dokuz Eylül Üniversitesi
Fotoğrafçılık bölümünde görmüş. Şu anda İstanbul Kadıköy’de ortak
bir fotoğraf stüdyosu var. İstanbul’a iki sene önce yerleşmiş, İzmirli.
Tasavvuf ve tarihe ilgili.Meraklı ,
azimli, kararlı. Hayatında gelişen olaylarda çabucak tedirginleşebiliyor. Bu
durum fiziksel ve ruhsal olarak çökmesine neden olabiliyor.Okan düşünerek
karşısındaki insanın duygularını ölçüp tartarak konuşur. Geveze değildir. Bir
de arabasının markası TOYOTA .Büyük Çamlıca’da oturuyor.
ULUÇ FENERCİ ( MİRADOR )
Hemen hemen Okan ile aynı boylarda, boyuyla tezat bir
sıskalığa sahip ve duruşu da hafifçe kambur. Önüne kadar uzamış saçlarından
rahatsız olduğundan sürekli başıyla sallanıyor.
Psikiyatr ve Fransız Lape ( orijinal adi La Paix ) hastanesinde
çalışıyor. Gerçek babası Fetih Fenerci değil LACH SOLEİL örgütünün günümüzdeki
başlarından biri MARC MİRADOR. Onu küçükken Fetih Fenerci’ye vermiş. Uluç bu
yüzden babasından nefret ediyor. Ama amcası Andre ile görüşüyor. Okan’ın aksine
düşünmeden ve ağzına geleni konuşan biri. Doktor olduğundan çevresi geniş yani
iletişime iyi geçebilen biri.
YARDIMCI KAHRAMANLAR
Faruk Doğa
Okan’ın babası. LACH SOLEİL ‘ e üye olmuş. Ama bazı
olaylardan sonra üyeliği bıraktığı için öldürülmüş.Mesleği fotoğrafçılık.
Yıllarca Sapanca’da Kırkpınar’daki evinde yaşamış ve orayı
fotoğraflamış.Günümüzden yaklaşık on yedi yıl önce emekli olmuş ve Sapanca’ya
yerleşmiş. Ayrıca resim yapmayı da seviyor. Mektup yazmayı seven ve gizemlerle
dolu biri.Kendi hırsı yüzünden çocuğunun ölmesine sebep olan ve bunu ailesinden
saklayan biri. Herkes gıda zehirlenmesi ve ardından mide kanaması yüzünden kalp
krizi geçirdiğini sanarken o kolerayla
öldürüldü.Mantığıyla hareket eden biri ve bu yüzden gerçekleri ve batıl
inançları kapının ardına ittiğini söylüyor. Okan’a bıraktığı bir mektupta.Yalnız
kalmayı seviyor.
BEKÇİ FETİH FENERCİ
Uluç ‘un üvey babası. O da Faruk Doğa gibi LACH SOLEİL ‘ e
üyeydi ve onun gibi öldürüldü. Kız Kulesi ‘nde yaklaşık otuz yıl bekçilik yapmış. Babasından kalan Hasköy’deki
evde oturuyor. Günümüzden yaklaşık on beş yıl önce emekli olmuş ve Kız
Kulesi’ne bir daha adımını atmamış. Bunun nedenini Uluç dahil kimse bilmiyor.
Bekçi lakabı Kız Kulesi’ndeki görevinden
değil babasının da Kız Kulesi’nde bekçi olmasından geliyor. Babası Kız
Kulesi’nde bekçiliğin yanı sıra deniz feneriyle ilgilenmiş ve fener
gardiyanlığı yapmış. Bekçi yetmiş beş yaşındaydı ve sık sık hasta olmazdı. Eşi
bir yıl önce kalp krizinden öldükten sonra her şeyi boşlamış ve ölmeden önce
son bir ay ölümden söz etmeye başlamış.Bendir çalmayı severmiş ve sıkıntılı
olduğu zamanlarda elinden bırakmazmış.
SENEM OKUR
Okan’ın nişanlısı. İzmir’de doğmuş. Ama İstanbul’da Okan’ın
yanında oturuyor. Ayrıca İstanbul’da bir üniversitede öğretim üyesi.Kafasına
yerleştirdiği şeyi gerçekleştirmek için elinden geleni yapan ve bir kişinin
yalan söylediğini anlayabilecek kadar dikkatli bir o kadar da kurnaz biri.
Buğday tenli bir ten rengine, omuzlarına kadar uzanan kahve tonlarında dalgalı
saçlara, zayıf ve ince bir vücuda ve uzun boya sahip.Annesi ve babası edebiyat
öğretmeni olduğu için kitap okumayı çok seviyor ve Sait Faik hayranı. Ama
edebiyatı bu kadar çok sevmesine rağmen iktisat bölümünü okumuş ve şimdi de
iktisatla ilgili bir mesleği yapıyor.
NERMİN PAK
Okan onu bir
makalenin altında olan imzasından önemli işler yaptığını görünce ondan yardım
almak istedi. İstanbul Üniversitesi’nde profesör ve doçent. Uzun ve kızıl
saçları, oval çerçeveli gözlükleri var. Bir olay karşısında tedirgin olduğunu
gizlemeye çalışsa da samimiyetsizlikten hoşlanmadığından bunu pek başaramıyor.
Olaylar onun ruh halini nasıl etkiliyorsa olduğu gibi yansıtıyor. Çevresi çok
geniş. Okan’a bir gecede kocaman bir dosyada bir bilgi yığını göndermişti
kolerayla ilgili. İşten güçten evlenmeye vakti olmamış. Hafızası kuvvetli,
beyninde çok fazla bilgi olmasına rağmen. Bilmem kaç yıl önce olanları çok iyi
hatırlıyor en ince ayrıntısına kadar.
EMRE NARLI
Okan’ın iş ortağı ve arkadaşı. Aynı zamanda Fetih
Fenerci’nin adresini falan bulmak yardım eden kişi. Uluç ile de az da olsa
tanışmışlığı var. Her ne olursa olsun arkadaşının yanında ve özgüvenli biri.
Ama koleraya yakalandıktan sonra ölüm araya girince özgüvenden maalesef eser
kalmadı. Zaten dayanamadı ve kendini dördüncü kattan attı ve şans ona güldü bir
şey olmadı. Fiziksel olarak iyi ama psikolojik olarak dağıldı. Ama çevresindeki
herkes toparlanabileceğini düşünüyor Okan dahil. Kitapta fiziksel özelliklerinden
çok az bahsetmiş. O da Okan boylarında. Kumral.
Fotoğraf çekmeyi seviyor ve Okan ile işlerinde reklam
çekmeye falan başlıyorlar.
ERAY
NARLI
Emre’nin kardeşi. Küçük olumsuz bir durumda kendi kendini
yiyip bitiren, panik yapan biri. Başka tabirle kendi kendini üzüyor.
ZEYNEP NARLI
Emre ve Eray’ın annesi. Okan’ı kendi oğlu gibi seviyor. Yaşı
elli civarlarında muhtemelen. Hayatı hüzün dolu geçtiğinden yüzlerinde çizgiler
oluşmuş. Hüzün dolu çizgiler…
EKREM NARLI
Emre ve Eray’ın babası. Ailesine bağlı bir adam. Oğlu Emre
koleraya tutulduğunda çok üzülmüş ve hastanede beklemişti.
DEFNE KESKİN
Senem’in arkadaşı. Süslü püslü biri. 29 yaşında.
Mecidiyeköy’ de bir güzellik ve bakım salonu var. Annesi İngiliz. Babası Türk.
Beline kadar uzanan saçlarıyla havalı gözükür.
Kendinden emin tavırları ve burnunun dikine gitmesi öne
çıkan karakteristik özellikleri. Parası olan her İstanbul kadını o da her hafta
sonu ne yapacağını şaşırır, bütün İstanbul’u yeniden gezerdi. Moda’da
oturuyor.Yemek yapmayı seviyor ve güzel de yapıyor.
GÖKHAN DOĞA
Okan’ın abisi. Babasının hırsı yüzünden Çanakkale’de denizde
boğulmuş. Babasının yalanıyla Sapanca’da öldüğü süsü verilmiş. Annesi ve Okan o
sırada İzmit’te olduklarından hiçbir şeyden haberleri yokmuş.
ŞÜKRAN DOĞA
Okan’ Gökhan’ın annesi. Bir kız kardeşi var bahsedilen. Ama
Almanya’da yaşıyormuş. Gökhan öldükten sonra onun acısıyla yaşamaya çalışmış
ama olmamış. Oğlunun ölümünden üç yıl sonra o da oğlunun yanına gitmiş.
ERHAN BEY
Defne ve Senem’in Okan için getirdiği ünlü bir psikiyatr.
Sadece bir bölümde adı geçtiği için karakteristik ve fiziksel bir özelliği verilmemiş.
ÖZDEN NEHİR
Faruk Doğa’nın hemşiresi. Faruk Doğa’nın hastanede yattığı
vakit kargoya verilmesi gereken ama o öldükten sonra gönderilmesi gereken bir
paket varmış. Bu paketi o vermiş.
DR. ADEM KILIÇ
Okan’ın arkadaşı Emre kolera yüzünden hastaneye
yatırıldığında onunla ilgilenen doktor. Her nedense VİBRİO COLERA teşhisini
koymasına rağmen hasta yakınları dahil kimseye duyurmayan doktor.;Kırk beş-
elli yaşarında görünüyor.Orta boylu ve göbeği var. Ucu yuvarlak bir burnu
,büyük çerçeveli bir gözlüğü ve ense köküne kadar beyaz saçları var.
. DR.
VOLKAN YAZAR
Okan’la yaşıt. Amatör olarak yüzme ile ilgileniyor. Ayrıca
tarih,sanat ve fotoğrafçılığa ilgi duyuyor. Her şeyin en iyisini bildiğini
sanan tiplerden. Faruk Doğa’nın Üsküdar’daki özel bir hastanede yatarken onunla
ilgilenen doktor. Altunizade’de oturuyor. Babasının ölüm haberini de Okan’a o
vermiş.
MAHİR KAYALI
Aslen İstanbullu olsa da
yıllardır Sapanca’da yaşıyor. Semtte tanınan ama şöhreti iyi olmayan bir
emlakçı. Kısa boylu, şişman, tombul yanakları var. Kitapta geçen Okan’ın
komşusu Çetin ermiş’in Okan’a anlattığı hikayede İhsan Efendi’nin torunu. LACH
SOLEİL örgütüne üye. O da Faruk Doğa gibi bir yıl önce kalp krizi geçirmiş.
Baskın bir karakteri var. Her istediği olsun istiyor.
RASİM KAYALI
Yetmiş beş yaşında. Hala
sağlıklı. Fotoğraf çekmeyi seviyor. Yetmiş beş yıldır Üsküdar’da yaşıyor.
Şemsipaşa Kütüphanesi’nde çalışıyor. Abisi MAHİR KAYALI ‘nın zoruyla LACH
SOLEİL örgütüne üye. Hiçbir zaman kötü olmak istememiş. Hep zorlanmış,ezilmiş.
Kitabın sonunda özgüven patlamasıyla birlikte Okan’a yardım ediyor.
MARC MİRADOR
Altın Saçlı Güneş- Phoibos resmini ilk çizen kişinin torunu.
Bir abisi var. LACH SOLEİL ‘İn günümüze kalan başlarından biri. Kolera
vasıtasıyla Kız Kulesi’ni ele geçiren abisinin karakteriyle zıt kötü biri.
Marsilya’da yaşıyor ve kendi halinde bir antikacı olmasına
rağmen bu sırlar onu kötüleştirmiş ve örgüte üye yapmış. İçinde bir zerre
merhamet kalmayan , hamile bir kadına acımayan bir insan. İnsan denilebilirse
tabi.
DR. MARCEL MİRADOR
Altın Saçlı Güneş- Phoibos resmini ilk çizen. Marc’ın
dedesi. 1893 yılındaki kolera salgınında Pasteur Enstitüsü’nde çalışan bir
doktor olarak İstanbul’a gelmiş. Kız Kulesi o zaman muayene yeri olarak
kullanılıyormuş. Dr. Mirador da oraya giderken boğulmuş ve ölmüş. Ama
öldürüldüğü düşünülüyor.
ANDRE MİRADOR
Marc’ın abisi ve Dr. Marcel ‘in torunu. Dedesinden sonra
Altın Saçlı Güneş- Phoibos resmini o çizmiş.
Kardeşi tarafından bu resim çalınmak istenmiş. Bu yüzden kardeşi birçok
kez evine gelmiş normalde adımını atmadığı halde.
Andre Marc’dan on yaş büyük .
Resim yapmayı seviyor. Bir Fransız. Bu yüzden Uluç iş
yüzünden Fransa’ya gittikçe dostluklarını ilerletmişler.
KONT
Doğa ailesinin Sapanca’daki Sivas Kangal cinsi, iki
yaşındaki köpekleri. Okan onu çok sevdiğinden ona bakması için bir esnafa
emanet ediyor. Hayvanların hikayede her zaman yeri vardır.
ÇETİN ERMİŞ
Okan’ın komşusu. Yetmiş
yaşında, artık hayattan soğumuş evden çıkmayan biri. On iki sene önce karısını
mide kanserinden kaybetmiş. Karısıyla on üç yıl evli kaldık.Osmanlıca biliyor.
Batur Koru tarafından eziyetler edilerek öldürülüyor. Hem de Okan ile bütün
gece dertleştiği geceden bir gece sonra.
BURHAN KORU
Batur Koru’nun babası. Batur babasını çok sevdiği için geçen yıl Almanya’da trafik kazasında ölen babasının ismini kendi kitabevine vermiş.
Batur Koru’nun babası. Batur babasını çok sevdiği için geçen yıl Almanya’da trafik kazasında ölen babasının ismini kendi kitabevine vermiş.
BATUR KORU
Gökhan ile aynı yaşta.
LACH SOLEİL ‘ e üye değil ama yıllarca Mahir Kayalı tarafından kandırılmış ve
örgüte çekilmiş. Bu yüzden her dediklerini yapıyor. Resmen beyni yıkanmış. Son
istenen şey bazı isimlerin öldürülmesiydi. Faruk,Okan Doğa ; Çetin Ermiş, Yasin
Akgöl, Fetih Fenerci, Madam Sari. Bu isimlerin Okan ve Madam Sari dışındakileri
öldürdü. Ama sonunda Okan tarafından bilmeyerek de olsa nefsi müdafaa şeklinde
öldürüldü.
YASİN AKGÖL ( SALİH )
Herkes o ölmeden önce adını Salih diye biliyor. İstanbullu
olmasına rağmen Tokatlı olduğunu söylüyor. Ferhat Bey tarafından Okan’a
Sapanca’daki eve bakması için öneriliyor bahçıvan olarak. Okan kabul ediyor ve
orada çalışmaya başlıyor. Çok geçmeden Batur tarafından Çetin Ermiş’e yapılan
eziyetlerin aynısıyla bir sandalın üzerinde öldürülüp denize atılıyor.Otuzlu
yaşlarda, kısa boylu, zayıf biri. İşe girmeden önce yine Sapanca’da Güldeste
Evleri diye bir yerde bahçıvanlık yapıyormuş.
FERHAT HAS
Okan’ın on yıldır
tanıdığı Sakarya ve Kocaeli bölgesinde havuz işleri yapan biri.Havuz inşası ve
kimyasalları satışının yanında, ciddi bir teklif gelirse boya işi de
yapıyormuş. Güvenilir bir esnaf. Okanların evinin boyasını da o yapmış.kırk üç
yaşında ve yaşından oldukça genç gösteriyor. Sapanca’nın yerlilerinden.herhangi
bir yükseköğrenim görmemesine rağmen bilgi birikimi yüksek ve insanlarla
iletişime iyi geçen biri.
SELÇUK
Okan’ın bir müşterisinin önerisi ile yanına aldığı,
yirmi yaşında, fotoğrafçılığı öğrenmeye çabalayan bir üniversite hazırlık
sınıfı öğrencisi. Emre ve Okan ‘ a değer veren biri.
ELİF DAĞ
Okan’ın nişanlısı
Senem’in çalıştığı fakültede bölüm başkanı. Doktorasını Paris’te yapmış.
Fransızca’yı az çok biliyor. Fakültede doçent. Otuzlu yaşlarda, kısa kesimli
sarı saçları, yuvarlak ve ince çerçeveli gözlükleri var. Minyon, kumral tenli.
Resmiyetten hoşlanmayan, samimi biri.
YENGEÇ
Asıl adı kitapta geçmiyor. Çetin Ermiş’in emirleri üzerine
Okan Çanakkale’ye gittiğinde ona yardım ediyor. Kitabın sonunda da Kız
Kulesi’nde bulunuyor ve yine yardımını eksik etmiyor.
MEHMET SARI
Uluç’un komşusu. Güler
yüzlü ve samimi biri. Uluç’un evinin karşısındaki iki katlı sarı evde oturuyor.
Uluç’u iyi tanıyan biri.
Sigara kullanıyor.
Kırklı yaşlarında , şapka kullanmayı seviyor.
ERKAN YENER
Çetin Ermiş cinayetiyle
ilgilenen İstanbul’daki başkomiser. Okan’a kolera ve Kız Kulesi hakkında
yardımlarını esirgemeyen ve bu uğurda ölen biri. Muhtemelen Okan yaşlarında.
NİHAT ANAR
Yasin Akgöl cinayetiyle ilgilenen Sapanca’daki komiser.
YUSUF KÜSKÜN
Üsküdar
Tebhirhanesi’ndeki bekçi.
OKTAY KUTLU
Erkan’ın Kız Kulesi’ne girmek için Kıyı Emniyeti’nden bulduğu polis.
İHSAN EFENDİ
Çetin Ermiş’in
babaannesini seven zaptiye memuru.
MADAM SARÎYE
Ermeni , lakabı alim,bir
Türk olan ilk eşi öldükten sonra Müslüman olmuş. Yaşlılığında kendini büyüye ,
batıl inançlara kaptırmıştı.29 Ağustos 1979 da vefat etti.
MADAM SARÎ
Bir asırdır hayatta. Kül
rengi saçları , omuzlarında siyah bir şal, kısacık boyu var. En fazla kırk
kilo. Kitabın sonunda Okan’ı ve diğerlerini o kurtarıyor.
RAUF
Çetin Ermiş’in dedesi.
Mesleği marangozluk. Güçlü, kuvvetli, boylu poslu bir adammış.
KAZIM EFENDİ
Rauf’un babası.
NALBUR MEHMET EFENDİ
Tanınmış bir esnaf.
Kazım Efendilerle aynı mahallede oturuyorlarmış.
LÜTFİYE HANIM
Nalbur Mehmet Efendi’nin
kızı.
DR. CHANTEMESSE
Tebhirhanelerin açılmasını sağlayan kişi.
ROMANIN MEKANLARI
MEKANLARIN FİZİKSEL ÖZELLİKLERİ
Geniş Mekan : İstanbul, Sapanca ve Çanakkale
Dar Mekan : Okan’ın, Defne’nin, Uluç’un, Emre’nin,Faruk Doğa’nın, Çetin
Ermiş’in, Erkan Yener’in, Volkan Yazar’ın evi. Kız Kulesi, Üsküdar
Tebhirhanesi, Hastane.
MEKANLARIN OLAYLARIN GELİŞİMİNE ETKİSİ
Geniş Mekan :Çetin Ermiş’in ve Faruk Doğa’nın evi. Çünkü iki evde
sahiplerine psikolojik olarak iyi geliyor.
Dar Mekan : Okan’ın ve Uluç’un evi. Çünkü iki evde sahiplerine
psikolojik olarak iyi gelmiyor.
ROMANIN ZAMANI
KRONOLOJİK ZAMAN
1831 : Kız Kulesi ilk defa
kolera salgının ortasında yer aldı.
1893 : İkinci kez kolera
salgını kendini gösterdi.
1894 : Pasteur Enstitüsü’nden
yardıma gelen Dr. Marcel Mirador esrarengiz bir şekilde öldü. Ayrıca Üsküdar
Tebhirhanesi hizmete girdi.
1908 : İstanbul halkı bir
kolera salgınıyla daha yüz yüze geldi. Bu kolera salgınında İhsan Efendi’nin
parmağı vardı.
2015 : Yıllar sonra çok gülünç
bir şekilde Kız Kulesi koleraya teslim oldu.
ZAMANDAN GERİYE DÖNÜŞ
1- Çetin Ermiş, Okan’a
dedesinin ve babaannesinin hikayesini ve 1908’deki kolera salgınını anlatıyor.
2- Nermin Pak, Okan’a daha
önceki yıllarda olan kolera salgınını ve Kız Kulesi’ni anlatıyor.
3- Madam Sari, Okan’a
annesinin yaşadıklarını anlatıyor.
4- Erkan Yener, Okan Batur’u vurduktan sonra birkaç gün önce
olanları anlatıyor.
OLAYI ANLATAN KİŞİ (
BAKIŞ AÇISI )
Bu romanda olayı anlatan
kişi kahraman
anlatıcıdır. Bu kahraman OKAN DOĞA ‘ dır.
ROMANIN DİL VE ANLATIM
ÖZELLİKLERİ
Okuduğum romanda yazarın gizemlerle dolu
cümleleri ve kelimelerle oynayışı beni çok etkiledi. Benim için bir romanda
anlamını bilmediğim kelimelerin olması benim ilgimi daha çok çekiyor. Bu
kitapta geçmişle ilgili anlatımlara ve
yaşlı insanların konuşmalarına çok yer
verildiği için anlayamadığım hatta telaffuz bile edemediğim birçok
kelime oldu. Yazarın ilk kitabı olmasına rağmen bence dili kullanmadaki
becerisi bir patlak vermedi. Dili romanın içindeki olaylar karışık olmasına
rağmen yalın ve sade olduğundan
olabilir belki nedeni.
ROMANIN TÜRÜ
Bir romanın türü ,
romanda işlenen olayların en belirgin yönüne göre değişir. İllet romanında
olaylar etrafında sürekli olarak bir gerilim ve gizem var. Bu yüzden bu roman
gerilim ve gizem romanı diyebiliriz.
ROMANIN ANA FİKRİ
Bir romanın ana fikrini
genellikle yazar okuyucuya sezdirmeye çalışır. Bu romanda öyle. Bu romanda
benim sezdiklerim bir insan hayatta herkese güvenebilir. Ama illa ki bir gün
herkesin riyakar olabileceğini de unutmamalıdır. Çünkü çevrendekilere çok fazla
güvenirsen bir yerden sonra onların sana kötü hiçbir şey yapamayacağını
düşünürsün. Ama gerçek hayat acımasızdır ve herkes gerçek hayatın cazibesine
kapılıp bencil olabilir.
YAZAR HAKKINDA
Serdar Yıldız,1983'te Adapazarı'nda doğdu. İlk ve orta
öğrenimini Sapanca ‘da tamamlayıp Kocaeli Üniversitesi
Elektrik Eğitimi bölümünden mezun oldu. Yazın hayatı boyunca edebi
fikirleri ve kendine yakın hissettiği kurgu türlerinde, özellikle
fantastik-bilimkurgu türlerinde onlarca öykü yazdı. Öyküleri çeşitli ortamlarda
yayınladı. Şu an ise, kurucuları arasında yer aldığı Ölümsüz Öyküler başta
olmak üzere farklı edebi sitelerde öyküleriyle birlikte kitap incelemelerini de
yayınlıyor. İllet, yazarın ilk romanıdır. Troya üzerine kurguladığı ikinci
romanı için çalışmalarını sürdürüyor. İstanbul'da yaşayan yazar, burada aynı
zamanda öğretmenlik mesleğine devam ediyor.
ROMAN HAKKINDA ŞAHSİ
GÖRÜŞLER
Romanın ödev için de olsa gizem ve gerilim türünde olması
daha ilgi çekiciydi. En azından benim için. Romanın ana kahramanı Okan’ın
tedirginlik içinde olayları anlatması ve yazarın dilinin her karışıklığın
içinde yinede yalın olması sevdiğim bir yönü oldu. Bu roman bana yaşadığım
şehri çok fazla hatta hiç tanımadığımı öğretti. Kız Kulesi’ni her zaman
romantizm dolu bir yer olarak gören ben artık böyle düşünmüyorum. Bilmiyorum,
galiba kitap beni oldukça etkiledi. Bir yazarın bir kitap için türlü zahmetlere
girip, – mesela bir profesöre attığı maile karşılık almasaydı romanı
yazmayacaktı – araştırma yapması da beni
ve kitaba duyduğum ilgimi olumlu yönde etkiledi. Romanda kötü bulduğum yanlar
asıl kahramanlardan biri Okan’ın
kitaptaki tedirgin dolu halleri.
Mesela bazı olaylarda vazgeçmeyeceğini söylüyor ama en ufak bir şeyde
psikolojisi darmadağın oluyor. Belki bu ilgiyi çekmek için yapılan bir şeydir.
Ben bilmiyor olabilirim ama ben Okan’ın o hallerini kitapta sevmedim. Bence bu
kitap bir yandan ders verirken bir yandan da okuyucuların kendinde bir şeyler
bulmasını sağlıyor. Zaten iyi bir okuyucu her kitapta kendinden bir şeyler
bulmaz mı?

Teşekkür ederim canım benim..
YanıtlaSilönemli deil hocam :)
YanıtlaSil